Obezite Ve Göze Etkileri

Obezite çağımızın en büyük problemlerinden biri. Aşırı kilo çocukluk çağından itibaren vücutta birçok hastalığa yol açabiliyor. Obezitenin göz sağlığını bozmada etkisi var mı?

Obezite, ana başlıklarıyla; göz tansiyonu, erken yaşta katarakt, sarı nokta hastalığı ve damar tıkanıklığı olmak üzere gözde çok ciddi problemlere yol açar. Obezitenin çocukluk çağında başladığı durumlarda, yüksek kiloyla geçirilen zaman ömrünüzün tamamına yayıldığı için tehlike çok daha büyüktür. Ama hangi yaşta olursa olsun, obezite genel sağlığa olduğu kadar göz sağlığına da zarar verir. Dünyada 1 milyar 100 milyon civarında yüksek kilolu ve 350 milyon kadar da obez insan bulunuyor. Bunlar çok ciddi rakamlardır ve giderek de artmaktadır.

Obezite gözü nasıl etkiler?

Obezitede, kabaca anlatmak gerekirse vücudumuzdan atılması gereken toksinler, zehirler atılamazlar. Bu da kalp, böbrek, beyin, göz gibi organlara zarar verir. Aslında doku ve organların kendi kendini tamir etme özelliği vardır; fakat vücutta atılamayan toksin miktarı arttıkça bu özellik de azalır. Bunun etkileri gözde en çok, yaşa bağlı sarı nokta hastalığı ile görülür. Fazla kiloyla beraber damar problemleri, vücutta yağ fazlalığı, kolestrol fazlalığı, lipid fazlalığı ortaya çıkar. Bunlar da sarı nokta hastalığını tetikler ve oluşumunu hızlandırır, ayrıca daha saldırgan tiplerin ortaya çıkmasına da yol açabilir. Kişinin ne kadar fazla kilosu varsa, sarı nokta hastalığına yakalanma riski de o kadar artar. Bu, her kilolu insanın sarı nokta hastalığına yakalanacağı anlamına gelmiyor. Fakat, eğer altta yatan genetik bir yatkınlık varsa, kilolu olan ve olmayan arasında fark ortaya çıkıyor.

Sarı nokta hastalığı nedir? Körlüğe yol açabilir mi?

Aslında körlük yapmamasına rağmen fonksiyonel görmeyi, merkezi görmeyi o kadar çok hasarlar ki kişi, karşısındakinin yüzünü göremez, elindeki yazıyı okuyamaz, parayı ayırt edemez. Kısaca günlük yaşamda yaptığı pek çok şeyi yapamaz ve bir başkasına muhtaç hale gelir.

Körlükten kastımız ışığın tamamen yok olmasıdır. Sarı nokta hastalığında ışık tamamen yok olmaz; ama günlük yaşamda birisine muhtaç kılar. Sarı nokta hastalığının kalıcı bir tedavisi yoktur. Hastalık oluştuktan sonra tedavi etmek mümkün değildir, sadece hastalık durdurularak, var olan hal korunabilir. İdeal olan hiç başlamamasını sağlamaktır. Genetiğinizi değiştiremezsiniz; ancak kilo, sigara ve güneş gibi bu genleri uyaracak etkenlerden kurtulabilirsiniz.

Aşırı kilolu insanlarda damar tıkanıklığına çok sık rastlanıyor. Aşırı kilo, gözde de damarsal problemlere yol açabilir mi?

Doktorlar bir hastalık durumunda kişiye aşırı kilolarının buna neden olabileceğini söylediklerinde, hasta kilonun gözü ne kadar etkileyebileceğine pek anlam vermiyor. Halbuki göz, beyin dokusu gibi çok hassastır. Damarları da beyin ve kalpte olduğu gibi çok ince yapıdadır. Damar problemleri yaratan risk faktörleri, genetik, sigara, kilo ve strestir. Kişide yatkınlığa ek bir de kilo varsa, ilk problem yaşanacak yerlerden bir tanesi gözdür. Buna bağlı olarak kilolu insanlarda, damar tıkanıklıkları, görme kayıpları ve göz kanamaları görülür. Bu durum söylendiğinde insanlar kilolu olmayan birçok insanın da bu problemlerle karşılaştığını savunur. Burada riskler söz konusudur. Aynı genetikte, aynı ortamda yaşayan, aynı stres faktörlü iki insan ele aldığımızda, normal sınırların üzerinde kilolu olan kişide damar tıkanıklığı görülme riski daha yüksektir.

Obezitenin neden olduğu hastalıkların en başında şeker hastalığı geliyor. Şeker hastalığının göze etkileri nelerdir?

Şekere bağlı göz hastalıkları çok büyük bir problemdir. Eğer gözde kanama başlamışsa, ne kadar düzeltilmeye çalışılsa da kanamalar devam eder. Bu yüzden mümkünse kanamaların hiç başlamaması gerekir. Fakat bu zordur; çünkü Türkiye’de şeker hastalığının seyri, hastanın ilk 5 yıl hastalığı bilmemesi, ikinci 5 yıl hastalığı reddetmesi ve üçüncü 5 yıl hastalığın fark edilip ilaç ayarlarının yapılması ile geçer. Bu kaybedilen 15 yılda göz damarları bir binanın su boruları gibi patlamaya başlar. Bunlara ise ancak lazer ya da ameliyat gibi geçici çözümler üretilebilir. Problem tamamen yok edilemez. Burada amaç eğer körlük olacaksa da bunun oluş zamanını mümkün olduğunca uzatmaktır. Kişi daha sonra kilo verse ve şekerini düşürse de o 15 yılda gözde oluşan hasar geriye döndürülemez.

Obezite göz tansiyonunu nasıl etkiliyor?

Aslında mekanizma aynıdır. Kilo, vücutta zehirli atıkların salınımına, damarlarda tıkanıklık, kan akımının azalması gibi sorunlara yol açıyor. Bir dokuya ya da organa kan akımı azalmışsa, o doku ya da organın kendini tamir etmesi olasılığı azalır ve var olan hastalık yatkınlıkları ortaya çıkmaya başlar. Göz tansiyonu, göz için bilinen en kötü hastalıklardan birisidir. Göz tansiyonu, göz ile beyin arasındaki iletimi sağlayan görme sinirini harap eder. Kişinin retinası, lensi, göz içi yuvarlağı ne kadar sağlıklı olsa da göze gelen ışık beyne iletilemez. Beyin iletilemediği için görüleni algılayamaz. Gözde tam ışık kaybına yol açar. Sarı noktada hastada tam ışık kaybı olmaz ve hasta kenarlardan görebilirken, katarakt ameliyat ile çözülebilirken, göz tansiyonuna bağlı bir görme kaybında ameliyat, lazer ya da ilaç gibi tedavi yöntemler sonuçsuz kalmaktadır, görme kaybı hiçbir şeklide düzeltilememektedir.

Keratokonus Nedir ?

Keratokonus nedir ?

Gözün en önünde yer alan saydam katmanın yani korneanın incelmesi ve dikleşmesidir. Bu durumda, hastada yüksek astigmat gelişir ve görme ileri derecede bozulur. Görme bozukluğunu da gözlükle gidermek mümkün değildir.

resim 1

 

 

 

 

 

 

 

 

Kornea

resim 2

 

 

 

 

 

 

 

 

Keratokonus

Keratokonus neden olur ?

Bilinmiyor. Bir nedeni yok. Kendiliğinden olur. Çocukken gözlerini çok ovalayanlarda sık görüldüğünü biliyoruz. Allerjik yapıda olan kişilerde de sıkça görülür, bunu da biliyoruz. Bazı ailelerde çok sayıda  bireyde görülmesi de genetik bir tetiklemeyi düşündürüyor  ama çoğu kişide bu hastalık genetik geçişli değil, bunu da kesin olarak biliyoruz.

Keratokonus belirtileri nelerdir ?

Gittikçe (ve bazen hızlıca) artan miyopik astigmat ve gözlüğe rağmen görmenin iyi olmaması tek belirtidir. Bu hastalık her yaşta görülebilir ama en sık gençlerde rastlarız. Bu nedenle, özellikle miyopik ve astigmatik gözlük/kontakt lens kullanan gençlerin en az yılda bir kez muayene olmaları iyi bir fikirdir.

Basit, standart göz muayenesi ile keratokonus tanısı kolayca konulabilir mi ?

Hayır. Standart, klasik göz muayenesinde keratokonusu atlamak her zaman mümkündür. Tanı, kornea topografisi isminde bir filmin çekilmesiyle konulur. Göze temas olmadan, saniyeler içinde çekilen bir filmdir bu. Röntgen ışınları kullanılmadığı için de hamile bayanlar dahil, herkese çekilebilir.

resim 3

 

 

 

 

 

 

Topografi

 Peki, keratokonus hemen tedavi edilmeli midir ?

Keratokonus her hastada ilerleyici olmaz. Bazı hastalardada hızlı değil, çok yavaş ilerler. Bildiğimiz şey, keratokonusun kendiliğinden düzelmesi olasılığı olmadığı ama bunun dışında her tür olasılığın mümkün olduğudur. Keratokonus senelerce sabit kalıp sonra ilerleyebilir, ilk andan itibaren müthiş bir hızla ilerleyebilir, iki gözde birden olabilir, sadece tek gözde olabilir, önce tek gözde ve sonra diğerinde olabilir vs. Biz hangi hastada nasıl bir gidiş olacağını baştan bilemeyiz, bu nedenle tüm keratokonus hastaları mümkünse risk taşımayan yöntemlerle tedavisi edilmelidir. Doğru olan, her zaman budur.

Tedavi nasıl yapılır ?

Özel üretilmiş kontakt lenslerle pek çok hasta senelerce “durumu idare” edebilir. Sıklıkla yanlış bilinen bir şey, kontakt lensin keratokonusu tedavi ettiğidir. Bu doğru değildir. Kontakt lens ile keratokonus iyileşmez, düzelmez, hastalığın ilerlemesi de durmaz. Kontakt lens sadece hastanın gözlükten daha iyi görmesini sağlar, o kadar. Hatta pek çok yayında, kontakt lens kullanımının bizzat keratokonusu körüklediği bile iddia edilmiştir. Keratokonusun kesin bir tedavisi maalesef halen yoktur. Tüm tedaviler, belli bir aşamayla deneme halindedir. Son 5-6 senedir en popüler tedavi, “çapraz bağlanma” yöntemidir (Corneal Cross Linking). Bu yöntemde, göze B2 vitamini damlatılır ve sonra kornea üzerine ultraviyole ışık tutulur. B2 vitamini, ultraviyole ışığın etkisiyle korneanın temel iskeletini oluşturan bir maddeye dönüşerek kornea dokusunu sağlamlaştırır. Bu etki çok belirgindir. Ne var ki, bu tedavi de hastalığı iyileştirmez, sadece olduğu yerde durdurur. Elbette, bu da hiç yoktan iyidir.

resim 4resim 5

Çapraz bağlanma tedavisi

Bazen de kornea içine ameliyatla halka (ring) takılabilir. Bu tedavi astigmatı azaltır ama hastalığı durdurmaz.

resim 6

 

 

 

 

 

Kornea halkası

Denenen çok sayıda başka tedavi de vardır. Örneğin, RK ismini verdiğimiz bir yöntemde, kornea üzerine elmas bir mikro-bıçakla ince ama derin kesiler yapılır ve burada oluşan nedbe dokusunun korneanın dikleşmesini engelleyeceği umulur.

resim 7

 

 

 

 

 

RK

Veya, hastalara, sanki kataraktı varmış gibi katarakt ameliyatı yapılır ve göz içine yapay mercek yerleştirilerek yüksek miyopinin düzeltilmesine çalışılır (son zamanlarda bu merceklerin, “torik” adı verilen ve astigmat düzeltme yeteneği olanları da kullanılmaya başlanmıştır).

resim 8

 

 

 

 

 

 

Göz içi yapay merceği

Görmesi çok azalmış hastalarda ise son çare korneanın değiştirilmesidir, yani ölü gözünden alınan kornea dokusuyla keratokonus sahibi hasta korneanın değiştirilmesi işlemi. Buna, tıpta “keratoplasti” ameliyatı diyoruz. Keratoplastinin sonuçları oldukça iyidir ama bu ameliyatın çoksayıda yüksek riskli unsurları taşıdığı da unutulmamalıdır.

resim 9

 

 

 

 

 

 

Keratoplasti

Yapay Retina Nedir ?

Yapay retina, modern göz hekimliğinin en heyecan verici konularından birisi. Körlük yapan sayısız hastalık mevcut. Bunlardan en çok bilineni retina hastalıkları. Bunların arasında, 55 yaş ve üzerinde görülen sarı nokta hastalığı, şeker hastalığına bağlı retina kanamaları ve gece körlüğü (tavuk karası)  sayılabilir. Yapay retina uygulaması, retina hastalığı nedeniyle kör olan ya da görmesini büyük ölçüde yitirmiş insanlarda yeniden belli bir miktar görme vermek için kullanılan bir yöntem.

Gözün iç kısmına yerleştirilen mikroskopik elektrotlar ve elektrodların bir kablo aracılığıyla bağlı olduğu elektronik bir sistem ile kişinin görmesi sağlanabilmekte.

Hatta bu konuda bir adım daha ileri gidildi: Artık kablo bağlantısı olmadan da bu işlev sağlanmakta.

Bir ameliyatla gözün içerisine, küçük mikro elektrotlar takılmakta ve daha sonra herhangi bir kablo bağlantısı olmaksızın kişi bu elektrotlar aracılığı ile görebilmekte. Şimdilik, görmenin sağlanabilmesi için özel gözlüklerin de takılması gerekiyor ama ileride, çok da uzak olmayan bir tarihte bu özel gözlükler kullanılmadan da kişinin görmesi mümkün olabilecek.

Burada görmekten kastımız, her şeyi mükemmel görmek değil, renkleri ve şekilli elementleri seçebilmek, örneğin, birkaç metreden bir insanın yüzünü görüp o kişinin kim olduğunu tanıyabilmek. Bu tarzda bir görme şu anda başarılabilmiş durumda. Körlüğe karşı yapılan bir savaş için, bu başarı  asla küçümsenemez.

Şunu biliyoruz ki, bilim hep böyle ilerlemiştir. Önce mükemmel olmayan sonuçlar ortaya çıkar, sonra tatmin edici sonuçlar alınmaya başlanır ve en sonunda da mükemmele yakın sonuçlar elde edilmeye başlanır. Bu nedenle, önümüzdeki yıllarda geliştirilmiş bir yapay retina teknolojisi ile retina kökenli körlüğün tamamen ortadan kalkacağı düşünülebilir.

Trifokal Lensler (Mercekler)

Akıllı Lens

Trifokal mercekler:

Katarakt hastalarında ve bazen de kataraktı olmayan yüksek gözlük numaralı hastalarda, göz içindeki merceğin çıkarılması ve yerine yapay mercek takılması ile tedavi yapılmakta. Göz içine yerleştirilen bu yapay mercek, kişinin yaşamı boyunca gözün içinde varlığını sürdürmekte.

Gözün içine tek odaklı bir mercek takıldığında hasta gözlüksüz olarak uzağı görebilir ama gözlüksüz olarak yakın okuması mümkün olmaz. Kitap, gazete okumak için yakın gözlüğü takmak zorunda kalınır. Çok odaklı mercek, yani multifokal mercek takıldığında ise, hasta gözlüksüz olarak uzağı ve  yakını iyi görür ama ara mesafe, yani 40 cm ile 2 metre arasında kalan mesafe net görülemez.

Trifokal mercekler üç odaklıdır ve bu sorunu çözen merceklerdir. Bu mercek takıldığında, hasta gözlüksüz olarak uzağı, yakını ve ara mesafeyi (40 cm ile 2 metre arasındaki mesafe) iyi görebilir. Mesela bilgisayar kullanırken görme kalitesi iyidir.

Katarakt ameliyatı yapılan kişilerde bu mercekler kullanabilir. Kataraktı olmayan ama yüksek numaralı gözlük takan kişilerde de, uzak ve yakın gözlükten kurtulmak için bu ameliyat yapılabilir.

Daha fazla bilgi için tıklayın. http://www.venividigoz.com

Sarı Leke Hastalığı

Göz hekimliğinde sarı leke hastalığı tedavisinde uzun bir süredir bir duraksama yaşanmaktaydı. Yeni ilaç tedavilerinin uzun süredir geliştirilememiş olmasına karşın, heyecan verici yeni bir gelişme oldu.

AIDS hastalığı tedavisinde kullanılan, HIV virüsünün çoğalmasını engelleyerek ya da yok ederek hastalığın ilerlemesini engellemek amacıyla yıllardır kullanılan bir ilaç var: “Transkriptaz inhibitörü”. Bu ilacın, tesadüfen sarı leke hastalığının da tedavisinde işe yaradığı ortaya çıkarıldı. Bu ilaç, ilerlemiş sarı leke hastalığının tedavi edilmesinde işe yarayabildiği gibi, kuru tip denilen türdeki hastalığın ilerlemesini ve tehlikeli olan ıslak tipe dönmesini engellemekte de işe yaramakta.

Bilindiği gibi, sarı leke hastalığının iki tipi var. Birisi kuru tip, diğeri ise ıslak tip. Kuru tip, nispeten daha az tehlikeli olandır, görmeyi azaltsa bile körlüğe yol açmaz. Islak tip ise körlüğe kadar ilerleyebilir. HIV virüsüne karşı geliştirilmiş olan bu ilaç, her iki tipteki sarı leke hastalığının gerilemesinde etkili duruyor.

Burada otoriteleri şaşırtan şey, bu ilacın uzun yıllardır biliniyor olmasına rağmen sarı leke hastalığının tedavisinde ve ilerlemesinin engellenmesindeki etkisinin uzun yıllardır fark edilmemiş olması. Bu konuda çalışmalar sürüyor. Ara raporlarda, iyi sonuç alınması ihtimalinin yüksek olduğu görülüyor. Sarı leke hastalığının bu yeni tedaviye iyi yanıt verdiği izleniyor.

Aynı zamanda, sarı leke hastalığı tedavisinde kullanılmak üzere yeni bir tür lazer tedavisi de geliştirilmeye çalışılıyor. Şu ana kadar kullanılan lazer tedavileri maalesef çok başarılı sonuçlar vermemekteydi. Şimdi, yeni bir lazer teknolojisi üzerinde çalışılıyor. Gelen ara raporlara göre bu yeni tür lazer tedavisi, tedavide işe yaramakta. Bu nedenle, bu konudaki yeni çalışmaları izlemeyi sürdürmekteyiz.

Katarakt Tedavisinde Yeni Yöntem

İnsan gözündeki lensin fokuslama kabiliyeti, içinde bulundurduğu proteinlerin yoğun diziliş şeklinden kaynaklanır. Bu proteinler aynı zamanda kümelenme yaparak lenste bulutlanmaya ve bunun sonucunda da katarakta yol açabilir. Bunu engelleyebilecek yapı ise ‘özel koruyucu proteinler’.

Almanya’daki bir grup araştırmacı, bu koruyucu proteinlerin aktivasyon mekanizmasını açarak proteinlerin aktive edilebildiklerini ve lensi temiz tutmada işe yarayabildiklerini buldular.

Bu buluş katarakt tedavisinde ameliyata ihtiyaç kalmadan başka tedavi yöntemlerinin geliştirilmesine katkı sağlayabilir.

Lens hücreleri, lensin kırma gücünü yani gözün yakındaki ve uzaktaki objeleri görebilmesini sağlayan fokuslama özelliğini, yoğun bir protein karışımı üreterek ve aynı zamanda lensin de tortusuz ve temiz kalmasını sağlayarak olağanüstü bir başarı gösterirler.

Bulutlanma problemini aşabilmek için lens hücreleri diğer tüm hücrelerden farklı proteinler üretirler. Bu proteinleri ilk olarak embriyonik safhada üretip, hayatları boyunca muhafaza ederler. Vücudumuzdaki diğer proteinlerden farklı olarak bu proteinler bizim yaşımız kadar eskidirler. Fakat bu proteinlerin bir hayat boyu saklanabilmesi için lens hücrelerinin proteinleri dağınık bir şekilde tutmaları gerekir. Aksi halde bu proteinler kümeleşerek kataraktta karakterize olarak görülen bulutlanmayı yaparlar.

Ve işte Alman araştırmacıların buluşu da tam bu noktada yatıyor. Hücrenin, proteinleri bu kadar uzun süre dağınık halde tutabilmesini sağlayan bir mekanizma.

Araştırmacılar zaten  αA-kristalin ve  αB-kristalin adında iki birbiriyle bağlantılı “ısı şoku” proteininin bu işte görev yaptığını bilmekteydi. Isı şoku proteinleri insanda tüm hücrelerde mevcuttur ve hücre aşırı ısı ya da stres ile karşılaştığında proteinlerin kümeleşmelerini engellemeye yardım ederler. Ancak bu çalışmaya kadar bu iki proteinin yapı ve davranışı hakkında çok az şey biliniyordu.

Birkaç yıl önce bilim adamları iki kristalin proteininden birinin gizemini çözdü.  αB-kristalin proteininin moleküler kodunu çözümlediler. Protein 24 alt üniteden oluşuyordu.

Normal şartlar altında lens hücresi stres altında değilken protein, bilim adamlarının çözümlediği yapıda bulunuyordu. Ama bunun sadece bir dinlenme formu olduğunu fark ettiler. Protein bu formdayken diğer proteinlerin kümeleşmesini engellemeye yardımcı olmuyordu. Bunun üzerine bir yerde mutlaka proteini aktif forma geçiren bir tetikleyici olması gerektiğini düşündüler.

Araştırmalarında bu tetikleyiciyi nasıl bulduklarını açıkladılar. Hücre, aşırı ısı ya da bir stres ile karşılaştığında, fosfat grupları kristalin proteinine bağlanarak onun alt ünitelerine ayrılmasına neden oluyordu. Her bir alt ünite başka bir proteine bağlanarak onun kümeleşmesini engelliyordu. İşte bu kristalinin aktif formuydu.

Araştırmacılar bu keşiflerinin katarakt için ameliyata gerek kalmadan yeni bir tedavi yöntemi geliştirmede öncü olabileceğini düşünüyorlar. Hatta  αB-kristalin mekanizmasını aktive edecek bir ilaç geliştirerek bulutlanmış lensin temizlenebileceği görüşündeler.

Lazer Kalemleri

Günümüzde gittikçe daha çok kullanılmakta olan, hiçbir tehlikesi olmadığı zannedilerek çocukların da elinde oyuncak diye dolaşmakta olduğunu gördüğümüz,  ‘lazer işaretleyiciler’ sanıldığı kadar masum değil.

Bu lazer kalemleri bir insanın gözünün içerisine direkt tutulduğunda, özellikle eğer kişide de bir hassasiyet varsa ve gözün içerisine tutulduğu süre de uzunsa, göze gerçekten tehlikeli ve kalıcı zararlar verebilir.

Bu konuda da yapılan araştırmalar var. Özellikle İngiltere’de yapılan bir araştırmada hoş olmayan sonuçlar ortaya çıktı. Bir hastanın oyun amacıyla gözüne lazer kalemi nişanlanıp lazer ışığı verildiği için, bir gözünün kalıcı zarar gördüğü raporlanmıştır.

Gözün içini döşeyen retina adını verdiğimiz bir zar var. Bu zarın içerisinden görmemizi sağlayan sinir lifleri geçiyor. Bu sinir lifleri lazer ile zarar görebiliyor ve kişide ciddi görme kaybı olabiliyor. 8 hafta kadar sonra görmede kısmi bir düzelme olsa bile tamamen düzelme olmayabiliyor. Retinada kalıcı hasar meydana gelebiliyor. Bu nedenle gerçekten bazı önlemler alınması gerektiğini düşünüyoruz.

Bu lazer kalemlerinin çocuklara oyun oynamaları amacıyla verilmemesi önemlidir. İnsanların gözüne lazer kalemlerinin tutulmaması da büyük önem taşır. Bir de daha çok devlet tarafından alınması gereken bir önlem var. Güvenli lazer kalemlerinin güçlerinin 1 miliwatt’tan düşük güç içermesi sağlanmalıdır. Buna uymayan lazer kalemlerinin piyasaya verilmesi engellenirse bu sıkıntı potansiyeli de engellenmiş olabilir.

Yeşil Çayın Göze Faydası

Göz tansiyonu ve genelde yaşlılarda gelişen sarı leke hastalığı, gözün içinde oksidan diye isimlendirdiğimiz maddelerin birikmesiyle ilgili olduğunu biliyoruz. Oksidan madde vücut içinde ve özellikle göz içinde ne kadar çok birikirse o kişiler özellikle göz tansiyonu yani glokom ve sarı leke hastalığına biraz daha duyarlı oluyorlar.

Örneğin sigara içen kişilerde sarı leke hastalığı oluşma riskinin de, oluştuğunda kötüye gitme riskinin de arttığını biliyoruz. Bu sigaranın yarattığı oksidan madde adını verdiğimiz maddelerinin göz içinde birikimiyle ilintilidir. Gözün içinde biriken bu oksidan maddeleri eğer bir yolla birikmesini engeller ve temizleyebilirsek göz, göz tansiyonuna duyarlı olma durumunu yitirir ve daha dayanıklı hale gelir ve sarı leke hastalığına karşı da savunmalı hale geçer diye düşünüyoruz.

Sağlık için pek çok oksidan madde giderici yani antioksidan madde denenmekte ve artık herkes buna adapte oldu. İnsanlar bazı besin maddelerinin antioksidan özelliği olduğunu biliyorlar. Gözün içerisinde biriken antioksidanlar ise maalesef kısıtlı. Ağız yoluyla alıyoruz, aldığımız şey mideden geçiyor, kana karışıyor, biz vücutta bu antioksidandan fayda görüyoruz; fakat bunların hepsi ne yazık ki gözün içerisine girip etki etmiyor. Gözün içerisine girip etki ettiği ispatlanan en son antioksidan maddenin de ‘yeşil çay’ olduğu ortaya çıkarıldı.

Yapılan Hong Kong kökenli çalışmalarda bol yeşil çay içildiği zaman, yeşil çay mideye geldiğinde ve emilip kana karıştığında göz içine, göz küresi içerisine girdiği ve göz içerisindeki dokular tarafından emildiği ispatlandı. Bu iyi bir haber; çünkü göz içerisinde antioksidan madde birikimi pek çok göz hastalığı için önleyici olacaktır. Biz buna eminiz.

Şuan konuyla ilgilenen bütün araştırmacılar bu hastalıklardan da en çok iki tanesinin etkileneceğini düşünüyor. Bir tanesi sarı leke hastalığı, diğeri de göz tansiyonuna karşı gözün dayanıklılığının artması. Ayrıca daha başkalaştırmalar ile uzun uzun araştırılması gerekiyor ama bir olasılık, katarakt gelişiminin de bu antioksidanlarla kısmen engellenmesi mümkün olabilir.

Katarakt Riskini Azaltmak

Harvard Tıp Okulu’nun bir araştırmasına göre; düzenli olarak alınan günlük multivitamin takviyesinin erkeklerde katarakt riskini düşürüyor.

Yapılan çalışmalar, destekleyici besin maddeleri kullanımı ve göz sağlığı arasında bir ilişki olduğunu ortaya koyuyordu. Fakat araştırmacıların elinde besin takviyesi ve göz hastalıkları arasındaki bağlantı hakkında çok sınırlı bilgi vardı. Bunun üzerine ek bir çalışma yapan uzmanlar, 50 yaş ve üzeri 12.641 erkek doktorun yarısına her gün düzenli multivitamin verilirken diğer yarısına plasebo verildi.

Araştırmacılar en az 11.2 yıl boyunca deneklerin katarakt ya da yaşa bağlı makuler dejenerasyonu oluşup oluşturmadıklarını inceledi. Sonuç olarak; plasebo verilen grupta 945 kişide yeni katarakt oluşumu gözlenirken, multivitamin grubunda 872 yeni katarakt vakası gözlemledi. Buna göre, düzenli olarak multivitamin kullanımının katarakt oluşma riskini %9 azalttığı ortaya çıktı.

Daha ayrıntılı bakıldığında, nüklear katarakt (lensin ortasında oluşan katarakt, yaşlanmaya bağlı gelişen en yaygın cins) olma riskini %13 azalttığı görülmüştür.

Uzmanlar bu sonuçlara bakarak, katarakt vakalarının en az %10’luk bir azalma bile göstermesinin, halk sağlığı için büyük gelişme olduğunu vurguluyorlar.

Sigaranın Göz Sağlığına Zararları

İsveçli erkekler arasında yapılan geniş bir çalışma, günde 15 sigara ve fazlasını içenlerde katarakt oluşma riskinin sigara içmemişlere göre %42 daha fazla olduğunu ortaya koydu. Kataraktın sigara kullanımı ile arasında bir bağlantı olduğu zaten biliniyordu. Bilinmeyen ise sigarayı bırakmanın yüksek katarakt oluşumu riskine karşı nasıl bir gelişim gösterdiğiydi. Toplamda 45 ve 79 yaş arasında 1997 yılında sigara alışkanlıkları ve yaşam standartları hakkında bir ankete katılmış 44.371 İsveçli erkek incelendi. Sonuçlar gösteriyor ki sigarayı bıraktıktan onlarca yıl sonra bile risk devam etse de, sigarayı bırakmak katarakt operasyonuna ihtiyaç duyma ihtimalini azaltıyor. Sigara kullanma yoğunluğu arttıkça katarakt durumunun kötüye gitme ihtimali de o kadar artmış oluyor. Bu da mümkün olduğu kadar erken sigarayı bırakmanın, hatta hiç başlamamanın önemini gösteriyor.

    class='wp-pagenavi' role='navigation'>
  • Toplam 24 sayfa, 24. sayfa gösteriliyor.
  • « İlk
  • ...
  • 10
  • ...
  • 20
  • 21
  • 22
  • 23
  • 24